Kandur; “Müzik benim kendimi en kısa ve öz şekilde başkalarına ifade edip, beni anlayacak, beraber bir şeyler paylaşabileceğim insanları bulmamı sağlayan bir yol.”

Merhaba, röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkürler. Öncelikle sizi daha yakından tanıyabilir miyiz? Kandur kimdir?

Yer verdiğiniz için ben teşekkür ederim! ’87 doğumluyum, çocukluğum ve ilk gençlik çağlarım İstanbul’da geçti. 2003 yılında hem üniversite okumak için hem de macera olsun diye Kiev’e yerleştim. Türk diline yabancı olanlara ismim İlker’dan daha kolay geldiği için soyadım olan Kandur adı altında müzik yapıyorum. 2013 yılında San Francisco’ya yerleştim. 5 sene orada kaldıktan sonra tekrar okyanusun bu tarafına geri döndüm.

Peki, hayatınızda dönüm noktası diyebileceğimiz müzikle tanışmanız nasıl gerçekleşti?

Müzikle tanışmam annem ve babam sayesinde olmuş. Bana bebekken ninni yerine Barış Manço şarkıları söylermiş annem. Babam da her enstrümanı çalabilen, müzikle çok haşır neşir biri. Biri çalar diğeri söylerken ortaya ben çıkmışım. Çok küçük yaştan beri konserlere götürürlermiş beni hep. İki buçuk yaşındayken mesela Rumeli Hisar’ında Sezen Aksu konserine götürmüşler, dumanların arasından Sezen Aksu sahneye çıkınca korkup ağlamaya başlamışım, Sezen Aksu da benim için Gel Gel Sarışınım’ı söylemiş, öyle yatıştırmış beni. Kiminin başına talih kuşu konar, benimkine de bir anlık ‘minik serçe’ konmuş küçük yaşta. Kayahan konserinden sonra yıllarca annemle babama her akşam ışıkları kapattırır, babamın üzerime el feneriyle tuttuğu spot ışık altında annemin alkışlarıyla tabureye çıkıp pembe plastik gitarımla şarkılar söylermişim. İlk yaptığım resimler arasında annemin hala sakladığı MFÖ konseri çizimi vardır mesela, artık nasıl etkilendiysem!

Yaptığınız müziği tanımlamak gerekirse, siz neler söylersiniz?

Genelde gerçek sesler kullandığım için organik, analog, el yapımı rock n roll diyelim. Kendi müziğini lafla anlatmaya çalışanları dinleyici olarak ‘çal dinleyelim, ne konuşuyorsun’ diye eleştirdiğim için, müziği sözlerle tanımlamayı zor buluyorum.

Yaklaşık beş yıldır doğduğunuz topraklardan uzakta bir yaşam sürdürdüğünüzü biliyoruz. Bunun müziğinize yansımaları nasıl oluyor?

Yaşadığım, gezdiğim, müzik yaptığım her coğrafyanın alt kültürü doğal olarak müziğime yansıyordur mutlaka ama bunun dışında uzakta olmak bazen birtakım şeylere daha geniş açıdan bakma imkanı sağlayabiliyor, birbirinden bağımsız gibi gözüken birçok şeyi detaylara takılmadan, tek bir bütün gibi görmenize yol açabiliyor. Mesela en son çıkardığım parça olan Rumi de bu şekilde oluştu – yeteri kadar uzaktan baktığımda 60’lar San Francisco soundu ile Anadolu Rock arasındaki benzerlikleri ve ya Sufizm ile Beat ve Hippie kültürleri arasındaki etkileşimleri farketmemin bir ürünü.

Geçtiğimiz günlerde yeni tekliniz Rumi (Göründüğün Gibi Ol) ‘yi müzikseverlerin beğenisine sundunuz. Rumi için kimlerle çalıştınız ve de şu ana kadar aldığınız tepkiler ne yöndeydi? Beklediğiniz gibi mi?

Rumi’nin kayıdında ilk EP’m olan Fantasy’yi miks ve masterlayan Jesse Nichols ile çalıştım fakat bu sefer vizyonuna tamamen güvendiğim için prodüksiyonu da Jesse’ye bıraktım. Bu kayıtta da davul hariç diğer tüm enstrümanları kendim çaldım, davuldaysa 2017 ortasından beri canlı performanslarımda bana eşlik eden Diana Cordero ile çalıştım. Dinleyicimin müzik zevkine çok güveniyorum, müziğe çok eleştirel yaklaşan, ince eleyip sık dokuyan zor bir kitle, onlar tarafından beğenilmesi beni çok mutlu etti, aldığım tepkilerden gayet memnunum.

Peki, yeni tekliler gelecek mi? Ya da başka sürprizler de olabilir mi Rumi’nin ardından? Örneğin yeni bir albüm…

Geçtiğimiz yılın Eylül ayında Atomic Garden stüdyolarında Rumi’yle beraber Divide ve She Said adlı iki parça daha kaydettim. Onları da tekli olarak yakında paylaşacağım.

Müziğinizi yaparken, şarkı sözlerinizi yazarken nelerden etkileniyor, nelerden besleniyorsunuz?

Yaratıcılık bilinç altının kendini ifade etme çabası. Kendimi her zaman direk olarak ifade edemediğim için bilinç altım söz ve müzik ile bana ve dışarıya bişeyler anlatmaya çalışıyor, yaşadıklarıma ve ya etrafımda yaşananlara bir tepki veriyor. Genelde beni harekete geçiren müziklerden, etrafımda gördüklerimden, olan bitenden ve ya kendi ruh halimden besleniyorum diyebilirim.

Türkiye’den uzakta olan bir müzisyen olarak içinde bulunduğunuz müzik piyasasını nasıl buluyorsunuz? Yurt dışındaki bir müzisyen olarak yaşadığınız zorluklar var mı?

Her coğrafyanın kendine göre belli zorlukları ve kolaylıkları tabii ki de var ama bunların ötesinde yabancı olmanın getirdiği bürokratik engeller yurt dışında yaşayan herkesin olduğu gibi müzisyenin de önüne çıkıyor. Hele ki içinde bulunduğunuz piyasa indie müzik gibi tanımlanması zor, dengesiz ve aşırı değişkense bu engellerle baş etmek biraz güç olabiliyor. Her yeni bölgeye yerleştiğimde orada sıfırdan başlamak da ayrı bir zorluk. Fakat bu zorluklar bana her seferinde müziğin maddi değil manevi yönünü tekrar tekrar hatırlamamı sağladı. Ne de olsa müzik benim kendimi en kısa ve öz şekilde başkalarına ifade edip, beni anlayacak, beraber bir şeyler paylaşabileceğim insanları bulmamı sağlayan bir yol.

Türkiye’den ve de dünyadan takip ettiğiniz, etkilendiğiniz müzisyenler ya da gruplar var mı?

British Invasion, Palm Desert Scene, 60s Revival, 90s Brit Rock ve Turkish Psychedelic Rock soundlarını dinliyorum genelde. Bu yıl Noel Gallagher, Liam Gallagher, Black Keys ve Cage the Elephant’ın çıkardığı ve çıkaracağı parçaları yakından takip ediyorum. Daha detaylı ilgilenenler Spotify’da ‘Stuff I Listen to These Days’ adlı playlistimi takip edebilir.

Size ulaşmak, sizi takip etmek isteyen okurlarımız hangi platformlardan takip edebilirler? Kısaca bahsedebilir misiniz?

Resmi websitem www.kandurmusic.com | Her türlü konuda haberleşmek için contact@kandurmusic.com e-mail adresim ve instagram | twitter | Facebook’ta @kandurmusic, müziklerim için Spotify profilim ve videolarım için YouTube kanalım‘ı takip edebilirsiniz.

Son olarak Çerezzine okurları için, müzikseverler için neler söylemek istersiniz?

Hepinizle bu vesileyle tanışmaktan çok memnunum, günün birinde bu yazıyı okuyan tüm okurlarla yüz yüze de görüşebilmek dileğiyle herkese çok teşekkürler, sevgiler!

Çerezzine ailesi olarak bir kez daha teşekkürler… 

 

 


Bu yazıyı paylaşın:

mugegokkurt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir