Demet Danki Erken; “Edebiyatla doğduğumu düşünüyorum, öykülerle. Kelimelerle büyülenmeyi, büyülemeyi, onlarla dans etmeyi önemsedim.”

Merhaba, röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ediyoruz. Öncelikle sizi daha yakından tanımak isteyen okurlarımız için kendinizden bahsedebilir misiniz?

Annem ve babam öpe koklaya büyüttü beni. Babamın mesleği gereği çok şehir değiştirdik. Evden dışarı çıkmayı sevmeyen, sessiz, çekingen bir çocuktum. Kitaplar ve sinemayla geçen bir hayatım oldu. Üniversitede aşk ve dostluk yeşerdi, sonrası evlilik filizi, iki oğul meyvesi.

Babama hayranımdır, birinin hakkını yemekten korkarım, yapılan karşılıksız iyiliklere ağlarım. Hayat okur yazarlığını önemsedim her daim, türkü seven insanları sevdim. Kendime karşı dürüst olmak en büyük çabamdır.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde psikiyatri eğitimi aldığınızı biliyoruz. Edebiyata geçiş süreciniz nasıl oldu?

Edebiyatla doğduğumu düşünüyorum, öykülerle. Kelimelerle büyülenmeyi, büyülemeyi, onlarla dans etmeyi önemsedim. Tıp Fakültesi Psikiyatri stajında öyküleri ne kadar çok sevmiş olduğumu anladım. Bir de kurguyu. Hastamdan öyküsünü duyup onu yazmak, bir nevi kendi süzgecimden geçirmekti. Gerçekle gerçek dışı arasındaki o belirsiz sınırda dolaşmanın; bunu öykülerle yapmanın tadı başka.  Yazmak hep  vardı. Son yedi senedir ise daha eğitimli bir yazan oldum. Birçok eğitim aldım bu konuda. İstediğimin bu olduğunun tam bilincinde ve farkındalığındayım artık.

Peki, eğitimini aldığınız bilim dalının yazın hayatınıza ne gibi etkileri oluyor? Biraz bahsedebilir misiniz bizlere?

Psikiyatri, sonrasında ayrıca senelerdir eğitimini aldığım psikoterapi, bilinçdışı durumlarla, insanlarla, insanın eksiklikleri ve fazlalıklarıyla ilişkili. Terapide karşındakini dinlerken onun ne anlatmadığına, boşluklarına, tema olarak neyi göstermekten kaçındığına dikkat kesilirim. Okumak da böyledir. Görünenin ardındakine ulaşma, onu anlama çabasıdır.

Terapi de yazı gibi karşındakiyle dans etmektir. Bazen kontrolü o alır eline, bazen sen. Bazen senin ona ihtiyacın vardır, bazen onun sana

İlk kitabınız “Pardon Çıkaramadım” ile okurların karşısına çıktınız. İlk kitabınız yayımlanırken herhangi bir zorlukla karşılaştınız mı?

Dosya hazırlarken tanıştım yayınevi sahibiyle. Öykülerimi okumak istedi ve basılmasını teklif etti. Önce tereddüt ettim, başka yayınevlerine göndersem mi diye. Sonra da bunun belki de ayağıma gelmiş bir şans olduğunu düşündüm, kangurunun uğurum olabileceğini. Dikte, imla, yeniden yazım aşamasında yayıneviyle gelgitli bir sürecimiz oldu. Editör olmadan kitap çıkarmanın güçlüklerini yaşadım. Yine de ilk kitabın günahı olmaz derler. Kısa, içten, yalın ama derinlikli öyküler yazmayı amaçlamıştım. Galiba oldu.

Şu ana kadar “Pardon Çıkaramadım” ile ilgili aldığınız tepkiler nasıl? Beklediğiniz gibi mi?

Aldığım tepkiler beklediğimden farklı. Birçok okur psikiyatrik göndermeler olacağını düşünmüş ama kitapta ‘sadece edebi olması amaçlanan’ öyküler okuyunca şaşırmış. Psikiyatrist kimliğimi ayrıştırabilmemden etkilendiklerini ifade ettiler.

Öykülerin kısa, vurucu, boğazda yumru bırakan öyküler olduğunu, yazım dilimin yumuşaklığıyla anlatılanların sertliği arasındaki dansı beğendiklerini söyleyen çok sayıda okur oldu.

Olumsuz geri bildirimleri özellikle soruyorum. Öğreneceğim, çalışacağım, okuyacağım bir yoldayım.

Kitabınızın ismi de oldukça dikkat çekici, isim tercihi yaparken neye göre belirlediniz? Sizin için asıl olan şey neydi bu tercihte?

İronik olsun istedim. İlk kitap, tanımıyorlar beni. Çıkarılmayla ilişkili bir isim olunca hafif bir tebessüm olsun istedim yüzlerde. İkinci olarak da hayatımızda okuyup üzüldüğümüz nice öteki, diğeri var ama yolda görsek çıkaramayız onları, gelip geçerler yanımızdan. Onları biraz da olsa çıkarmamıza yarayacaksa bu kitap, ne mutlu bana.

Öykülerinizi yazarken etkilendiğiniz unsurlar var mı? Örneğin yaratıcılığınızı tetikleyen zaman, mekan gibi…

Kitap en çok diğerleri olarak gördüğümüz, en büyük rengimiz azınlıkta olanlar için yazıldı. Birçok olumsuzluk bu yüzden değil mi? Farklı olmak, daha çok ‘şekil şemal olarak farklı olmak’ olarak görülüyor. Farklılığımız, vicdanımız ve iyiliğimiz olsun istiyorum. O zaman çoğunluk diye bir kavram olmayacak, can olacağız, bir olacağız. Derdim bu.

Binlerce insan dinledim, gördüm, bildim. Ne anladın derseniz, şunu anladım. Ne kadar içten ve gerçek olursak o kadar iyi şu hayatta.

Başucu kitabım, eserim diyebileceğiniz kişiler, eserler var mı peki sizi etkileyen?

Klasikleri beş senede bir, tekrar okurum. Her okuyuş heyecanlı, yeni bir yolculuktur. Dünya edebiyatını, uç kültürlerdeki benzer tarihli yapıtları karşılaştırmalı okumayı severim. Boşluklu, çalışkan okur isteyen öyküler, derinlemesine kulaç attıran romanlar ilgimi çeker. İsim dersek sayfalar dolusu yazabilirim ama kısa tutacağım; Dostoyevski, Edgar Allen Poe, Sait Faik Abasıyanık, Yusuf Atılgan, Kenzabure Oe, David Toscana, Tarjei Versaas, Stefan Zweig, Tomris Uyar, Katherine Mansfield, Herman Hesse, Will Heinrich, Neslihan Önderoğlu, Pelin Buzluk , Gürsel Korat…

Yaratıcı yazarlık ya da okuma atölyeleri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Sizce gerçekten yaratıcılığa katkı sağlayan oluşumlar mı?

Atölyelerin kolaylaştırıcı olan, aracı bir görevi var ama yine de  çalışmak, okumak ve yazmak, bence işin asıl anahtarı.

Peki, sizin gibi ilk kitabını yayımlatmak isteyen ya da bir şekilde yazın hayatının içinde olan ama nasıl ilerleyeceğini bilmeyen kişilere önerileriniz var mı?

İletişim içinde olmak, ilişki kurmak önemli. Benim gibi içedönüklere sanal dünya yardımcı olabiliyor. İstediğinizin bu olup olmadığından emin olmak, nasıl bir yazan olarak anılmayı hayal ettiğiniz, her gün derinleşmek adına bu yolda bir adım atmak değerli.

Son olarak Çerezzine okurları için sizin söylemek istedikleriniz neler?

Edebi lezzete bulanan kişi, bir daha kolay kolay ondan ayrılamıyor. Okurluğu yazmaktan hep daha çok önemsedim. İnsan okurluğunu, yaşam okurluğunu da. Doğru okudukça içimizdeki kapalı gözenekler açılıyor, o gözeneklerden özsuyumuz damlıyor. Yazma yolunda zor olanı seçtim.  Psikiyatrist ve psikoterapist olarak yazabilirdim ama bundan çok edebiyatsever kimliğimi geliştirme yoluna girdim. Bu yolun her adımından, her pürüzünden zevk alıyorum. Yürüyorum, yürüyorum, hep yürüyeceğim. Siz de yolunuzu kendiniz seçin, ana yoldan ayrılmak pahasına  da olsa, size biçilmiş şu sası yoldan çıkın. Varsın toprak bir patika olsun ama kendi yolunuz olsun. Göreceksiniz ana yoldaki peyzaj çiçekleri hoşunuza gitmezken patikanızdaki çamuru bile seveceksiniz.

Değerli Çerezzine ailesine teşekkür duygumu ve sevgilerimi gönderiyorum.

Çerezzine ailesi olarak tekrar çok teşekkür ederiz.

 

 

 


Bu yazıyı paylaşın:

mugegokkurt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir